Tamam belki bir çoğunuz bana sitem ediyorsunuz, böyle yazı mı olur filan diyorsunuz bel ki. Neden siyasetten, siyasi partilerden, partilerin içindeki gelişmelerden, olumlu olumsuz gelişmelerden söz etmediğimi sorguluyorsunuz.
Mesela Başkanlık hakkında ne düşündüğümden, ya da başkanlık denirken ne denmeye çalışıldığı hakkında. Veya daha başka sorularınız da, vardır kendinizce. Diyebilirsiniz, diyanet camiasını neden bu kadar eleştiriyorsunuz diye, veya camilerin konumu hakkında yazdıklarımı da. Bunlar yanlış diyenler de olabilir kim bilir.
Eleştirebilirsiniz neden "cami görevlilerini, imamları müezzinleri vaaz hocalarını, müftüleri neden" bu kadar çok yazılara konu ettiğimi.
Ama bilinmesini isterim ki "bir yerlerden başlanmalı" doğru olmayan şeyleri söylemeye. Birilerini üzmeden, veya kırmadan "artık bazı gerçekler" söylenmeli. Bir yerlerden başlamalıyız "bu karanlıkla yaşanmaz" demeye. Yoksa bu gidişle boğulup kalacağız "bir yerlerinde şehirlerin" fena halde.
Önce bir kaç kelam edelim yukarıdaki sorular konusunda. Hep etmeye çalıştık "bir kere daha" bir kaç söz edelim. Bazı arkadaşların canı sıkılsa da, edelim bu sözleri.
Evvela bilinsin ki "bu gün camiler" belirli bir kesimin teselli kaynağı, veya kendilerini teselli etme merkezi gibi. Camiye gitmekle her şeyin halledildiği sanıldığı bir inancın merkezi gibi. Camiye gidiyordu, namazını kılıyordu deniyor bazılarını yüceltmek için. Tamam camiye gidiyordu, namazını kılıyordu "ama" bankalardan da çıkmıyordu, faizle iş yapma bu çağın şartları diyordu.
Yanında çalışan elemanların hakkını vermiyordu, hukukunu gözetmiyordu, nasıl geçindikleri, ne yeyip ne içtikleri umurunda olmuyordu. Canını acıtmıyordu şehrin dış mahallesinde ki sefalet içinde yaşama savaşı veren yoksullar. Onun tek derdi "oğlunun kızının karısının" arabasını yenilemekti, ve yaz günlerinde yazlığa gitmek.
Söyleyin bunlar ile dolu değil mi zenginlerin oturduğu mahalleler? Ve biz bunu, bu anlayışı İslam'ın neresine koyalım. Yama yapsak, yaması bile tutmaz bu anlayışı.
Veya gidip sorsak Muhammed Mustafa' ya, asla onaylamaz bu anlayışı. Onaylar diyen var mı, sen yanılıyorsun, yanlış sözler ediyorsun diyen var mı?
Diyanet, ve cami görevlilerine gelince. Gerçekler söylenmezse "gerçeklere" haksızlık etmiş oluruz, söze haksızlık etmiş oluruz "arkadaşların notu" hiç iyi değil bu konuda. Dilleriyle söylediklerini kalpleriyle söyleyemediler. Çok umurlarında olmadığı ümmetin sıkıntısı onların. Neyse yine de uzun tutmayalım bu konuyu. Ama ben anlamış değilim bir imamın, bir müezzinin, bir müftünün sendikal işler ile uğraşıp durmalarını. Kendilerince savunmaları olsa bile "ben bunu" İslam'a ve Onun Rabbine sorarım. Öyle yapmamız en doğru olan değil mi?
Neyse birileri ne derse desin, "her gün" yeniden kirletiliyor dünya, biz böyle işler ile uğraşırken. Her gün yeniden ölümlerden söz ediyorlar birileri yüzünde. Ne kötüler belli ne iyiler. Zira iyiler ile kötüler bir birlerine benziyorlar yeni dünya da.
Dünyanın en katili olan Amerika "başka bir katil olan Işide" katil ve cani diyor. Doğru diyor demesine de "ya kendi" kendi katilliği ne olacak, kendi caniliği ne olacak? Neden kimse Amerika ya "seninde ellerin kanlı" diyemiyor da, onunla yol arkadaşlığı yapıyorlar.
Yani işimiz çok zor ey insan, işimiz çok zor.
Artık katillerin, canilerin, köle tüccarlarının söz sahibi olduğu bir dünyada yaşıyoruz, yaşamak zorundayız.
Savaşlardan söz ediyorlar, sürgünlerden söz ediyorlar, çöl yolculuklarından filan söz ediyorlar.Mesela yine en az 5000 çocuk ölebilir diyorlar ırak Musul savaşında.
Ne yapalım şimdi, kimin yanında duralım, kime sen haklısın diyelim mesela. Ne farkı var Amerika ile İşdin bir birinden. Siz var mı sahi.
Bütün bunlar böyle iken "nasıl söz edelim o partiden, bu partiden" nasıl söz edelim Başkanlık şöyle, veya böyle diye. Allah bu konulardan hesaba mı çekecek bizi.
Ama hesaba çekileceğiz doğru bildiklerimizi söylemezsek, hesaba çekileceğiz "yaşadığımız şehirde" bir kişi açlıktan ölürse, bir çocuk ölürse, bir annenin çaresizliği varsa.
Bundan diyorum direnmek gerek karanlığa. Haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme direnmek gerek.
Direnebildiğimiz kadar direnmek gerek savaşlardan söz edenlere.
Duracaksak insan gibi duralım durduğumuz yerde, yaşayacaksak insan gibi yaşayalım.
Ve iman ettik diyorsak, gerçekten iman etmiş olalım.
Yazacaksak kimseyi kandırmayalım, kimsenin gönlü hoş olsun diye yazmayalım.
Asla unutmayalım hesap günün varlığını. Ve o gün "yapıp ettiklerimizden, yazdıklarımızdan, söylediklerimizden, yediklerimizden hesaba çekileceğimizi de.
Mehmet KAYA