Böyle olması gerekiyor aslında. Bize gelen haberlere değil haberleri bize getirenlere, aktaranlara bakmamız gerekiyor, eğer Müslümanlardan sak. Çünkü Müslüman doğru adamdır kitapta bize anlatıldığına göre. Allah gerçek bir Müslümanın doğrulardan olduğunu söyler bize.
Ve bütün Peygamberler de "Müslümanların" doğru sözlü kişiler olduğunu söylediler hep. Ondan demeye çalışıyoruz Rivayet edicisi, getireni, haber vereni Müslüman olmayan haberlere inanmayın diye.
Çünkü bir Müslüman yalan bir haber getirmez, çünkü bir Müslüman asılsız şeyler, başkalarına iftira olan şeyler asla söylemez. Söylemez diyor Peygamber, Müslüman yalan haber taşımaz, Müslüman kardeşlerini aslı olmayan şeyler ile kandırmaz, ve onları yanıltmaz diyor.
Peygamberi tasdik ettiğimize göre "ötesi var mı" bu sözlerin? Peygamberin sözünün üstüne söz mü koyacağız? Bu bir inkar hali olmaz mı?
Ama....?
İşte ipin ucunun koptuğu yerdeyiz, böyle bir Müslüman mıyız biz? Arkadaşlarımız, akrabalarımız, kardeşlerimiz, sokakta yaşadıklarımız, şehirde alış veriş yaptıklarımız, böyle Müslümanlar mı? Kendimiz öyle bir Müslümanız mesela?
Yani Allah'ın istediği gibi, kitabın anlattığı gibi, ve Peygamberin tarif ettiği Müslümanlardan mıyız?
Yani güvenilir miyiz?
Yaşadığımız şehirlerde, ve de dünya da "bunca evsiz barınaksız insan varken" nasıl evlerde oturuyoruz?
Derdi olan, başka insanları, başka Müslümanları dert edinen, onların evsiz oluşlarını, onların barınaksız oluşunu düşünen "gerçek bir Müslüman" bu kadar lüks ve pahalı, gösterişli evlerde oturabilir mi? Sadece sorduk, kimsenin evinde filan gözümüz yok, kimsenin evine laf ediyor da, değiliz.
Yer yüzünde, ülkemizde, yaşadığımız şehirlerde "bunca aç insan varken, aç çocuk varken,dünyanın bir yerlerinde "saniyede" açlıktan binlerce çocuk ölürken "Allah'a inanıyorum, hesap günü var diyen bir Müslüman" bunca çok, bunca fazla yeyip içebilir mi? Bunun yeri var mıdır kitapta? Peygamberler ne derler bu anlayışa? Bir cevabımız var mı, bir Müslüman olarak?
Yer yüzünde "bu kadar sürgün yemiş adam varken, ölüme yürüyen çocuklar varken, bir kaç kilometre ötemizde" bir Müslüman, bir insan, kalbi olan bir adam, nasıl rahat olabilir, şimdi bazılarının olduğu gibi?
Sadece sorular taşımak istedim avuç içlerinize. Sadece gittiğimiz yolun yanlış olduğunu demeye çalıştım. Ötesi size ait.
Bana "sen halt etmişin" deyip başınızı alıp gidebilirsiniz. Yani ötesi çok önemli değil benim için.
Ben yaşadığınız dünyada "ve sizler böyle güzel evlerde otururken, pahalı arabalara binerken, alış veriş merkezlerinden çıkmazken" bir yerlerde aç insanların olduğunu, evsiz insanların olduğunu, sokakta yatan çocukların olduğunu, söylemeye devam edeceğim.
Etmezsem canım acır.
Mehmet KAYA