Kimsenin umurunda olmasa da "bu ölümler" bizi öldürecek. Bu çocukların ölümleri canımızı acıtmaya devam edecek bizim. Bizim diyorum ya, (neden dedim bilmiyorum, biz kimiz, biz var mıyız sahi?) Biz varsak, biz insansak, insan varsa şehirlerde, neden "ama neden" ölüyorlar bu çocuklar bir gece vakti bir yerlerde. Yangınlarda ölmeye yatmanın acısı nasıl anlatılır annelerine çocukların?
Tamam, savaşlarda ölenlerin önüne engel koyamadık, onların ölümüne mani olamadık, sesimizi duyuramadık zalimlere. Neden bu çocuklar, bu küçük kız çocukları, bir gece vakti ölüme gönderiliyorlar, neden gönderiliyorlar, kim gönderiyor ya da? Nasıl bir zalim bir dünya bu böyle, nasıl bir zalim anlayış bu?
Bu soruların kimde cevabı var? Devlette var mı, mesela, bu çocukları o binalara dolduran adamlarda var mı, bu soruların cevabı. Hatta bu kız çocuklarını "o yaşlarda" o yurtlara gönderen annelerde, babalarda var mı bu soruların cevabı?
O yaşlarda evlerinde, annelerinin babalarının yanında olması gereken, sorunlarını sevinçlerini sıkıntılarını anneleriyle babalarıyla "özellikle anneleriyle paylaşması gereken bu kız çocukları" ne yapıyorlar o yurtlarda? Neden oradalar? Onları orada toplayan insanların maksadı nedir sizce? Bu işlerin böyle oluşması, bu kızlar hakkında böyle kararlar verilmesi insanlığa ve İslam'a uygun mudur?
Gerçekten dini bir bilgi alınması için midir bütün bunlar? Mesela annelerin babaların asıl muradı bunlar mıdır? Yoksa biraz ucuz yoldan kızları bir meslek sahibi yaparak para kazanmalarını sağlamak mıdır? Bak benim kızım şu mesleğe girdi, şu kadar maaşı var demenin bir başka adı olmasın bunlar?
Neyse uzun etmeyelim.
Sanırım anladınız, Adana Aladağ da bir yurtta yangında ölen kız çocuklarından söz ettiğimi?
Anladınız sanırım "bu sistemin her yanın çökük" olduğunu, her yanının karanlık olduğunu. Anladınız sanırım "bazı konularda" kimsenin bir şey bilmediğini, ve söylenecek söz olmadığını.
Bazı şeyleri anlayalım, anlamayalım, yeni sözler edelim istersek, yeni bahaneler bulalım veya "artık hiç birinin" bir faydası olmayacak. Bazılarının sorumsuz davranışları yüzünden, başka bazılarının dünyevi hesapları yüzünden "küçük yaşta evlerinden ayrılmaya inandırılan çocuklar" yok artık. Yandılar kül oldular o kızlarımız.
Kim yansın, kim ağıt yaksın, veya kim suçlu?
Herkes suçlu, devlet suçlu, anneler babalar suçlu, o yaştaki çocukları o yurtlara toplayan zihniyet suçlu. Ve hiç birinin bağışlanır yanı yok aslında.
Ayın ışığına bakmak vardı, yıldızlara bakmak vardı, veya bir annenin dizine yatmak vardı o saatlerde. Ne oldu ama, kim ne diyecek olanlara? Diyecek bir söz var mı?
Aslında oyun zamanıydı o çocuklar için. Ama irileri oynamayın dedi onlara, size oyun yasak dediler büyükleri. Devlet öyle dedi, o yurdun sahipleri de, aynı sözü ettiler, oyun zamanı değil şimdi.
İşte bir gece, el-ele tutuşmuştu o çocuklar, göz göze tutuştular, gönül gönüle tutuştular, güldüler, bir birlerine kendi hikayelerini anlattılar, annelerinden babalarından anlattılar, ve sonra hayallerinden.
Ne sevgilileri vardı, ne de "ne yapıyorsun?" dedikleri bir komşu kızı. Öyle olmaları gerektiği söylendi onlara, hayatın öyle olduğu anlatıldı. Kimin için, neden anlatıldığı belli olmadan.
Nasıl yazalım, nasıl diyelim ötesini...Bir milletin gözü önünde,hiç yere, kimi efendilerin keyfi için, kimi efendilerin sorumsuzluğu yüzünden, ve kimi annelerin babaların "dünyalık hırsları adına" 12 tane kız çocuğu el-ele, ve çaresiz çığlıklar içinde ölüme itildiler. Evet ölüme itildiler arkalarında onlarca zalim el.
Avuçlarında notlar bulundu "anne beni unutma" diye. Avuçlarında notlar, zaten "bu dünya" bize göre değildi diye, yazan. Çünkü biz çocuklarına aydınlık, bir dünya bile bırakamayan bir topluluk haline geldik. Biz zalimlerden olduk, biz şehirleri bile öldürenler olduk.
Her şeyi para sananlar olduk.
Para ve servet için, yarın korkusu için "çocuklarımızın, çocukluklarını" elinden alanlar olduk.
Ben böyle düşündüm, sen başka şeyler düşünebilir, başka şeylerden söz edebilirsin?
Mehmet KAYA